Mesaj yazın

Aile ve Tazminat Hukuku • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurulu

Manevi Tazminatta Kusur Şartı, Takdir Yetkisi ve Manevi Tazminatın Bölünmezliği İlkesi — Yargıtay İBK 1966/7 E., 1966/7 K.

Manevi tazminat sorumluluğunda kusur şartı ve hâkimin takdir ölçütlerini belirleyen 22.06.1966 tarihli ve 1966/7-7 sayılı Yargıtay İBK ile manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi.

Yüksek Mahkeme / KurulYargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurulu
Tarih, Esas ve Karar No22.06.1966 T., 1966/7 E., 1966/7 K. (RG: 28.07.1966 / 12360)
Hukuk DalıAile ve Tazminat Hukuku
İlgili Kanun Maddeleri6098 s. Türk Borçlar Kanunu m. 56 ve m. 58 (Mülga 818 s. BK m. 47 ve m. 49) • 6098 s. Türk Borçlar Kanunu m. 66 (Adam Çalıştıranın Sorumluluğu) • 4721 s. Türk Medeni Kanunu m. 4 (Hâkimin Takdir Yetkisi) • 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 26 ve m. 176

Uyuşmazlık Konusu ve Hukuki Sorun

Cismani zarar veya ölüm hallerinde istihdam edenin (adam çalıştıranın) ve kusursuz sorumluluk süjelerinin manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için kusurun şart olup olmadığı, hâkimin manevi tazminatı takdir ederken hangi ölçütleri esas alacağı (1966/7-7 sayılı İBK) ve aynı maddi vakıadan kaynaklanan manevi tazminat talebinin kısmi dava veya ıslah yoluyla bölünüp bölünemeyeceği hususudur.

Yüksek Mahkemenin Hukuki Değerlendirmesi ve Gerekçesi

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 22.06.1966 tarihli ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı kararında, mülga Borçlar Kanunu m. 47 (yürürlükteki TBK m. 56) uyarınca bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm hallerinde hükmedilecek manevi tazminatın hukuki niteliğini ve şartlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Kurul, adam çalıştıranın (veya kusursuz sorumluluk hallerinde sorumlu kişinin) manevi tazminatla yükümlü tutulabilmesi için ne kendisinin ne de müstahdeminin (çalışanının) kusurunun şart olmadığına, haksız eylem ile zarar arasında uygun illiyet (nedensellik) bağının bulunmasının yeterli olduğuna karar vermiştir.

Aynı İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminatın ne bir ceza ne de gerçek anlamda malvarlığı zararını gidermeye yönelik bir tazmin aracı olduğu; zarar gören bireyin (veya ölenin yakınlarının) duyduğu elem, acı ve ruhsal sarsıntıyı dindirmeye, kişide manevi bir tatmin ve huzur duygusu yaratmaya hizmet ettiği vurgulanmıştır. Hâkim, TMK m. 4'teki takdir yetkisini kullanırken; ülkenin ekonomik koşullarını, paranın satın alma gücünü, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, eylemin ağırlığını, varsa kusur oranlarını ve olayın tüm özel hal ve şartlarını birlikte değerlendirerek zenginleşmeye yol açmayacak adil bir tutar belirlemelidir.

Manevi tazminatın bu kendine özgü (ruhsal tatmin sağlama) fonksiyonunun doğal sonucu olarak, Türk yargı uygulamasında "manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi" benimsenmiştir. Kişinin bir haksız fiil veya boşanma vakıası nedeniyle duyduğu acı ve elem bir bütün olduğundan, davacı manevi zararını parçalara bölerek kısmi dava açamaz; dava dilekçesinde istediği manevi tazminat tutarını daha sonra ıslah (HMK m. 176) veya ek dava yoluyla artıramaz.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Somut İlkeler

  • 22.06.1966 tarihli ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı İBK gereğince, kusursuz sorumluluk hallerinde (adam çalıştıranın, yapı malikinin, tehlike sorumlularının sorumluluğunda) manevi tazminata hükmedilmesi için kusur şartı aranmaz; uygun illiyet bağı yeterlidir (kusur oranı yalnızca tazminat miktarının takdirinde gözetilir).
  • Manevi tazminat tek ve bölünmez nitelikte olduğundan, aynı maddi olaya dayalı olarak "fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak" kısmi manevi tazminat davası açılamaz.
  • Dava dilekçesinde talep edilen manevi tazminat miktarı, yargılama sırasında ıslah dilekçesi verilerek veya ikinci bir ek dava açılarak artırılamaz; ıslahla artırılan kısım mahkemece reddedilir.
  • Bölünmezlik ilkesinin istisnası "gelişen durum" (öngörülemeyen ağırlaşma) halidir: İlk dava açıldığı sırada bilinmeyen ve öngörülemeyen yeni bir zararın (örneğin geçici sanılan yaralanmanın sonradan kalıcı uzuv kaybına dönüşmesi veya maluliyet oranının beklenmedik şekilde artması) ortaya çıkması halinde bu yeni olgu için ek manevi tazminat istenebilir.
  • Manevi tazminata kural olarak haksız fiil (olay) tarihinden itibaren yasal faiz yürütülür; boşanma davası eki niteliğindeki manevi tazminatta (TMK m. 174/2) ise faiz boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlar.

Bu sayfadaki yüksek mahkeme karar incelemesi genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olayın koşullarına göre hukuki değerlendirme farklılık gösterebilir.

Mesaj yazın